2 Kasım 2012 Cuma

Bugün yaptıklarımızdan..

Bugün sabah Meraklı Minik dergisinin eskiden verdiklerine ve benim de sonra kullanırım diye biriktirdiklerime bi göz attım. Çocukların yapabileceklerinden bikaç şey çıkardım. Çocuklar büyüdükçe yapacak çok daha fazla şey olacak tabii. Board oyunlarını (bunun Türkçesi nedir?) oynayacağımız zamanı iple çekiyorum :) Biriktirmeye devam ;)

Önce bi roket yaptık. Yaptık dediğime bakmayın, kartonları ben kestim. Doğa bir iki tane bant attı birleştirme yerlerine. En son müdaheleyi Deniz ve Doğa birlikte yaptılar, ben karışmadım, Meraklı Minik'ten çıkan stickerlarla süslediler roketi. Doğa öğlen roketle birlikte uyudu inanır mısınız :) ? Aslında çok da süper olmadı. Değişik geldi herhalde :)


Sonra aşağıdaki resimleri buldum. Yanlarındaki küçük parçaları çıkardım. Küçük parçaları resimlerin üzerindeki yerlerine yapıştırdılar. Hiç müdahelesiz. Tam yerlerine yapıştırdılar hepsini. Yapıştırdıkça alkışladım :) Bu kadar düzgün yapıştıracaklarını tahmin etmemiştim. Eller gelişmiş. Bakın bakalım bir yamukluk görecek misiniz :)?


En son da domino oyununu denemek istedim. Domino dediğim ilgili kartları uygun şekilde ucuca yerleştirme şeklinde oldu tabii ki. Yoksa ikisine ayrı kart verip oynatmadım. Maksat neyi nereye koyacaklarını bulabilmeleri. İkisi birlikte başladılar oynamaya, fakat Deniz bir süre sonra sıkıldı. Doğa sonuna kadar bütün kartları yerleştirdi. Öğlen bi posta daha oynadık Doğa ile. Yeni bir oyun çıktı bize, artık oynarız bıkana kadar :) Doğa ikinci oynayışında hepsini kendisi yerleştirdi. Kapmış :) Buraya ne koymamız lazım dediğimde Deniz de doğru koydu kartları, ama çabuk sıkılıyor bu tür oyunlardan. Tek başına oynayıp da sonunu getirir mi bilmem :)





31 Ekim 2012 Çarşamba

Bayram Tatili

Kurban Bayramı geldi geçti bir kayıt atamadım. Arife günü babam geldi Zonguldak'tan. Bayramın ilk günü Kırklareli'ye gittik. Hava çok güzeldi. Bahçede geçti zaman. Mangal yakıldı her zamanki gibi. Etleri tatlıları löplettik. Ertesi sabah yola çıktık, eve varışımız öğlen biri buldu. Tam kapıya geldik, bir baktık dayımın oğlu ve eşi gelmişler. İyiki erken çıkmışız yola. Eve çıktık beraber. Bayramdan önce tepsi böreği yapıp atmıştım dolaba. Hemen fırına sürdüm. O pişene kadar sohbet muhabbet. Sonra Mine, Ruhil, Kuzey Ali, Tolga Abi ve Pakize geldiler. Gene sohbet muhabbet :) Valla o gün zaman nasıl geçti anlamadım. Çok güzel geçti. Bayramlar kalabalık güzel :) Genelde bayram tatillerini farklı şekillerde değerlendiriyorduk bugüne kadar. Tatile gitme şeklinde çoğunlukla. İlk defa bi bayram evimdeydim ve ilk defa misafirim oldu, çok mutlu oldum :):) Bayramın son gününü de babamla Kadıköy'de gezerek geçirdik. Pazar günü babam Zonguldak'a döndü. Pazartesi Ayça'da kahvaltıdaydık. Sonrasında da babaanne ve Hayri Dede'yi bize getirdik. Akşama kadar bizdeydiler, akşam Ayça'lara geri döndüler. Akşam üzeri Ataşehir meydana doğru yürüdük Devo ile. Cumhuriyet Bayramı kutlamaları vardı. Bayraklar bir yandan, şarkılar bir yandan, derken coştu millet. Biz fazla kalmadık, çocukların uyku saatinden önce döndük.

Velhasıl bu tatil bize çok iyi geldi :) Yalnııııız etti, tatlıydı, çikolataydı derken kiloları aldık. Dün diyete başladım. İnşallah kolaycana veririm.








18 Ekim 2012 Perşembe

Doğa'nın kitap okuması :)

Hastasıyııııımmm :):)

En sonunda mutlu olmuş ayıcık :)

Not: Odada kitap okuma öncesinde çorap savaşı yaptığımızdan etraf çorap dolu. Ama siz Doğa'yı dinlemekten zaten o dağınıklığı görmediniz :) Di mi?

15 Ekim 2012 Pazartesi

Deniz dalgasını geçiyor :)

Deniz adam olmuş Cevher ile dalga geçiyor :) Cevher bazı kelimeleri yanlış söylüyor. Ben yanlış söylediği zaman "yanlıııış" deyin sonra da doğrusunu söyleyin diyorum Doğa ve Deniz'e.

Cevher ambulansa ambulanas der;
Deniz: Cevher bu ne? (ambulansı gösterir)
Cevher: Bilmiyorum o ne? (Deniz'in dalga geçeceğini anlar)
Deniz: Bu ne Cevheeeer?
Cevher: Ambulanas
Deniz: Yanlışşşş

Cevher yoğurda yogurt der. Deniz yemek yerken gülerek Cevher'in gözünün içine bakar.
Deniz: Yogurt Cevher yogurt ver :):) (normalde yoğurt diyor)

Resmen dalga geçiyor, aklım ermiyor şu yaşta dalga geçmesine :)

13 Ekim 2012 Cumartesi

İstanbul kazan biz kepçe :)

Bu haftasonu Cihan Dede bizdeydi. Antep'ten ablamın yanından döndü. Anlaşıldığı üzere annem hala Antep'te, bir süre ablamın yanında kalacak.

Bugün hava çok güzeldi gene. Fırsat bu fırsat diyerek attık kendimizi sokaklara. 11:30 civarında çıktık evden, akşam altı buçuk civarında eve döndük. Neler mi yaptık?

Önce arabayla Kadıköy'e gittik. Kıyıdaki büyük İspark'a park ettik. Ordan Eminönü vapur iskelesine yürüdük. Vapura bindik. Vapur kalkmadan önce balıklara simit attık :) kapış kapış yedi balıklar, Doğa ve Deniz de keyiften dört köşe oldu onlara simit atarken :) Eminönü'ye geçtik. Ordan tramvaya bindik, doğru Sultanahmet'e. Hipodrom'da bir tur attık. Dikilitaşlara baktık, okuduk, anlattık. Artık ne kadar anladılarsa :) Sonra Sultanahmet Camii'ne girdik. Camiinin içine giremedik tabii, çocuklarla zor. Biz avlusunda gezindik, babam camiiye girdi. Avluda Doğa ve Deniz mama yediler. Kek, elma, salatalık, kavanoz meyvesi, muzlu yoğurt gibi karmançorman bir menü oldu :) Ordan çıktık Ayasofya tarafına doğru geçtik. Aradaki büyük havuzun orda kısa bir mola verdik, banklara oturduk. Sonra Ayasofya'nın yanından Topkapı Sarayı'na doğru çıktık. Saraya girmedik, daha önce Devo ile gezmiştik ama babamla bi sonrakine planlıycaz inşallah. Saray ve Ayasofya arasında bir sokak var, herkes biliyordur ama gene de yazayım; Soğukçeşme Sokağı. O sokaktan girip aşağı yürüdük, bi yandan Doğa ve Deniz'i pişpişleyerek :) Deniz mayıştı ve bi süre sonra uyudu. Doğa uyumadı. Hazır Deniz uyumuşken bişeyler yiyelim dedik. Tarihi Sultanahmet Köftecisi'ne girdik (hakiki olanı bu, bi sürü var yoksa orda köfteci). Bi köfte patlattık, üstüne de irmik helvası. Ordan kalktık hadi Gülhane Parkı'na. İlk defa gittim ve çok beğendim. Ağaçlar muhteşem, kocaman bir park. Tek hoşuma gitmeyen arasıra parkın ortasından geçen arabalar oldu. Çocuklar rahatçana salamıyorsun, tetiktesin hep. Parkın sonunda manzaralı bir cafe var. Orada çay içtik. Ordan kalktık tekrar Eminönü'ye doğru indik ve vapura bindik. Kadıköy'e geçtik ve eve döndük. Ne kadar yürüdüğümüzü anlatabildim mi bilmiyorum :) Sabahtan akşama kadar ordan oraya savrulduk, çok keyifliydi ve fakat canımız çıktı :) Özellikle iki çocuk ve ikiz arabası ve çantalarla vapura ve tramvaya binişler biraz zor oldu. Ama değdi doğrusu :):)

Hipodrom'da..

Sultanahmet Camii..


 Gitmişken camiinin de tozunu aldık biraz :)



Ayasofya..

Soğukçeşme Sokağı'nda pişpiş peşinde olduğumdan hiç fotoğraf çekememişim..

Sultanahmet Köftecisi..Orkun Dayı da iş çıkışında bize katıldı..


Gülhane Parkı..


Parkın sonundaki cafede çay keyfinde..


Günün sonunda;
Anne: Kaç tane camii gördük bugün?
Deniz: 3 tane. Beyaz camii (Sultanahmet), kırmızı camii (Ayasofya), küçük camii (2. Beyazıt'ın haznedarının yaptırdığı bir camiinin yanından geçmiştik sanırım onu kastediyor :)).
Anne: Kaç tane dikilitaş gördük bugün?
Doğa: 3 tane. İki tane kocaman. Bi tane küçücük.
Anne: Neye bindik bugün?
Doğa, Deniz: Tyamvaya. Gemiye.
Sözlüye çekildiler gene :D:D bu hafta anlata anlata bitiremeyiz şimdi biz bugünü :)

8 Ekim 2012 Pazartesi

Tuna doğduuuu :):):)

Ablam bu sabah doğum yaptı :) Tuna'mız doğdu. Sabahın tedirginliği, sıkıntısı dağıldı gitti. Duygular coştu gene.  Bir rahatlama, mutluluk, göz yaşları...ve orada olamamanın üzüntüsü..hepsi bir arada..gene karmançorman oldum..Ege'deki gibi..Doğa ve Deniz'deki gibi..

Telefonda ağlamasını dinletti annem bana..o kadar fena oldum ki anlatamam..orda olmalıydım..keşke olabilseydim..en kısa zamanda görmek istiyorum minnoşu..

Bir canımız daha oldu bugün..çooook mutluyuz :):):) Allah isteyen herkese sağlıklı çocuklar versin..

Tuna'ya;
Can'ım, tatlı yeğenim, kuzuuuum,
Allah sana sağlıklı, mutlu, huzurlu, uzuuuun, başarılı, şanslı bir hayat versin..annenle, babanla, abinle birlikte güzel günlerin olsun..Allah iyi insanlarla karşılaştırsın..

Ablama ve Tahir'e;
Gözünüzaydın :) Hayırlı uğurlu olsun..Hayırlı evlat olsun..ve tabii ki Allah kolaylık ve sabır versin :) Güzel güzel uyuyan, güzel güzel yiyen bi bebek olsun inşallah :)

Ege'me;
Balım, tatlım kaymaklım, akıllı yeğenim benim..
Sen heeep bir numarasın ;) sen olmasan hiçbiri olmazdı bak..ne Doğa ne Deniz ne Tuna :)
Kıymetlimizsin..
Ayrıca çook da iyi bi abi olacaksın :)

Sizleri çok seviyorum...

30 Eylül 2012 Pazar

Cingöz Deniz

Bir alışveriş merkezindeyiz. Yürüyen merdivenlerin yanından geçiyoruz. Deniz üst katı göstererek;
Deniz: Anne ben şurdan bişey bakıcam
Anne çoktan farketti tabii merdivenlere binmek istediğini..bakışlar çok fena ele veriyor çünkü :)
Anne: Tamam oğlum hadi bakalım ne bakacaksan.
Anne Doğa ve Deniz'i alır merdivenlerle yukarı kata çıkar. Deniz sadece 2-3 adım atar
Deniz: Anne baktım ben, hadi inelim
Anne: :D:D:D
Aklısıra beni kandırıyor :) merdivenden çıkmak istedim demiyor da lafı dolandıra dolandıra söylüyor :)

Haftaiçi bir gün bilgisayarda bi notepad açtım. Deniz kucağımda. İlgilenecek mi diye merak ettim aslında sadece. Beraber Anne, Baba, Doğa ve Deniz yazdık. Ben şu harfe bas diyorum basıyor. bazı harfleri kendisi biliyor bazılarını ben gösteriyorum. A, B, C, D, M, O, G bildiği harfler..
ertesi gün bilgisayarda çalışıyorum. Anne ben de yazıcam dedi. Şimdi ben yazıyorum dedim. Bi sürü seçenek sundum oyun oynasın diye. Yazalım diye tutturdu. Açtım bi notepad, hadi Baba yaz bakalım dedim. Kendisi BA yazdı. Ben de bu BA oldu dedim. Deniz "Baba'da iki tane B iki tane A vayyy" dedi. Sonra bi B bi Aya daha bastık beraber :) BAsını becerdi yani kendisi :)

Cumartesi çocuklarla oluyoruz hep. Sabahtan akşama kadar. Pazar günü sabahtan;
Anne: Dün hep beraber gezdik, bugün baba ve anne birlikte gezsin olur mu?
Deniz: Deniz ve Doğa da gelsin Anne.
Anne: Ama bugün bizim işlerimiz var, siz Cevher ile evde oynayın olur mu?
Deniz trip ata ata odaya gider;
Deniz: Bırakın bizi Anne. Bırakın. Gidin siz.
Anne bin pişman olur koşar peşinden. Öper öper öper. Sonra tamam sizle çıkalım o zaman noktasına gelir gene. Doğa ve Deniz'i alır, pazara gider. Bu arada bayılıyorlar pazara :) beraber sticker seçiyoruz, stickercımız var. Her gördüğü üzümcüden üzüm koparıp ağzına atar Deniz, biz iki büklüm oluruz sanki bi üzüm alsa nolacak, kimsenin de bişey dediği yok :) Simitçi görsek hemen ister Deniz Anne bana simit alır mısın. Alırım oğlum. Deniz ancak 3-4 lokma yer :) Dün salatalık seçip poşete attılar. Salatalıkları karıştırdık biraz. Yani illaki ilgilerini çeken bişey oluyor, baya eğleniyoruz :) Tabii sabah gidiyoruz pazara, çok kalabalıklaşmadan, yoksa rahat rahat salamam.

Valhasıl Deniz'in kurnazlıkları, tripleri bitmiyor :) Daha büyüdüğünde napıcaz bakalım :)

28 Eylül 2012 Cuma

Hastayııızz :(

Dakka 1 gol 1. Hemen ailecek hasta oluverdik. Önce Baba hasta oldu. Sonra Deniz. Deniz'le 2 gece uğraştım, 3. gece kendi yatağında uyudu neyse ki. Sonra Doğa başladı. İlk gece 3 kere kustu öksürürken. Her kusmada çarşafları değiş, Doğa'yı temizle ve üstünü değiş. O uğraşmaların üzerine doğrudüzgün nefes alamadığından bir de gece uğraş. Perişan oldu çocuğum. Ve kaç gecedir uyuyamadığımdan sonunda yorgun düşerek ben de hasta oldum. Velhasıl 2 çocukla hastalık 3-4 kat zor. Kendimi umursamıyorum, çocuklara içim kıyılıyor her seferinde. O perişan bakışlar insanı mahvediyor. Ve fakat yapacak bişey yok, hastalık geliyor, geçire geçire geçiyor işte. Sonlara yaklaştık, haftasonuna hepimiz daha iyi olacağız inşallah :)

Normal zamanda hiç yatağıma almadığım çocuklarımı hastayken daha hiç yalnız bırakmadım. Hep yanıma aldım :) Hastalığın tek güzel yanı bu. Koyun koyuna uyumak...mikropları bulaştıra bulaştıra, öpe koklaya, oooh misss :)

24 Eylül 2012 Pazartesi

Haftasonu ve Darıca Hayvanat Bahçesi

Cumartesi sabahtan Ayça Hala'ya gittik. Cem Amca Doğa ve Deniz'e bi sürü kesmelik dergi verdi, çok mutlu olduk :) Ada abla da Deniz ve Doğa ile oynadı. Valla biz de rahat rahat sohbet ettik, kahvaltı ettik :) Ada ile çok iyi anlaşıyorlar, çok güzel oynuyorlar. Öğlene kadar Ayça Hala'daydık. Ordan çıkıp Tuğçe Hala ile eve geldik. Tuğçe ile oynadılar. Cumartesi bize pek iş düşmedi yani. Özlemişler Tuğçe'yi, Doğa dibinden düşmedi ilk gördüğü zaman :)

Pazar günü de Reyhancığım kahvaltıya çağırmıştı bizi. Sabah dokuz buçuk gibi ordaydık. Deniz pek yadırgamadı, hemen Kerem'le arabaları döktüler oynamaya başladılar :) Doğa biraz yabancıladı, arada bana yapıştı ama Cevher yanımızda olduğundan birazcık olsun nefes alabildim. Güzelcene kahvaltı ettik, sohbet ettik, derken öğleni buldu saat. Çocuklar mızırdanmaya başladılar. Attık arabaya, Darıca Hayvanat Bahçesi'ne doğru yola çıktık. Yolda uyudular. Arabayı park eder etmez Deniz uyandı. Doğa biraz daha uyudu. Doğa uyanıncaya ve biz hayvanat bahçesine giresiye kadar Reyhan, Kerem ve Yeşim de geldiler. Hep beraber gezdik hayvanat bahçesini :) Doğa hep annemle gezicem diye tutturdu, o tutturunca Deniz de arkada kalmadı tabi, o da ben de annemle gezicem dedi. Dolayısıyla hayvanat bahçesi turunu tamamlarken annenin perti çıktı. Çok yoruldum. Ama çok güzel geçti gene de :) Değişiklik bize de çocuklara da iyi geliyor her zaman. Üstelik bütün gün Reyhan'la birlikteydik :) uzun zamandır bu kadar uzun vakit geçirememiştik, çok güzel oldu benim için :) Özlemişim...çocuklar olduğundan beri en çok dostlarımla ve tabii ki ailemle bir arada olmayı özlüyorum..şöyle doya doya..bir araya gelsek de iki laf etmek çok zor oluyor çoğu zaman..insan dertlerini bile kimseyle paylaşamıyor..paylaşacak vakit olmuyor..hepimiz çoluğa çocuğa karıştık, işimiz zor bundan sonra :) şöyle bikaç sene geçse azcık büyüseler rahatlayacağız inşallah :) 

Aşağıdaki kolajda Kerem, Doğa ve Deniz'in elele resmi var. Arkalarında güya bir at olması lazımdı. Lakin biz üçünü biraraya getirip de fotoğrafı çekene kadar at ahıra girdi :) Bi çektik baktık ki at yok :) Hayvanat bahçesinde üçü birarada çekebildiğimiz ve hayvan olmayan bir fotoğraf oldu bu :) Her baktığımda gülüyorum :)


Çok fotoğraf çekmeye fırsat bulamadım..hayvanları ancak bu kadar çekebilmişim..en güzellerini çekememişim..kaplan, aslanlar ve devasal bir kaplumbağa vardı..çekmek isterdim..


Devoş Baba ve çocuklar..bu hafta hastaydı Devoş Baba..haftasonuna doğru ancak iyileşti..çocuklar onu, o da çocukları özledi çok..bu hafta telafi edicez :)



16 Eylül 2012 Pazar

Gezdik tozduk

Bugün çoook güzel bir gün geçirdik :) Sabah 10:00da çıktık evden. Önce Ataşehir Cumhuriyet'e gittik. Anne ve baba karnını doyurdu bi güzel. Doğa ve Deniz'i evde yedirmiştik. Bizle oturdular problemsiz. Biraz kaşar peynirinden otlandılar. Biraz da ekmek yediler. Deniz portakal suyunu löpletti. Doğa her zamanki gibi içmedi. Müzeye gideceğimizi bildiklerinden "Anne ve baba aç kalsın. Hasta olsun anne ve baba" dedi Deniz :) Yani ne oyalanıyoruz hadi gidelim manasında :) anladık biz onu ;) Ama kahvaltı boyunca hiç problem çıkarmadılar (maşallah). Kahvaltıdan sonra doğru Rahmi M. Koç müzesi'ne. Ne zamandır aklımdaydı, çocukların biraz büyümesini bekledim, gidince eğlensinler, anlasınlar diye. 11:30 civarı oradaydık. Biletlerimizi aldık. Önce uçağa bindik. Deniz biraz korktu orada, pilotların konuşma sesleri var onladan ürktü. "Anne ben kooktum hadi inelim" dedi :) İndik uçaktan. Sonra açık alandaki gemiye helikoptere ve diğer uçaklara baktık. 12:00de tren turu vardı, ona katıldık. Sonra açık alandaki trenlere, arabalara, itfaiye arabasına, kamyona, çift katlı otobüse baktık. Deliye döndüler tabii :) "Anne bu ne?" "o Cehvrolet" "Anne bu ne" "bunu ben de bilmiyorum hadi bakalım" şeklinde o araba senin bu araba benim gezdik. Açık alanda bir çocuk oyun alanı var. Atlı karınca, küçük oyun evleri koymuşlar. Kaçırmadık. Müzenin içine girmeden önce atlı karıncaya bindik. Sonra içeri girdik. Deniz altındaki dalgıçlara baktık. Makinaların olduğu yerde çamaşır ve bulaşık makinası nasıl çalışıyo onlara baktık. Doğa ve Deniz düğmelere basıp çalıştırdılar. Arçelik robotu vardı, Doğa "Anne bu robot erkek, kız robot nerde?" dedi :) Anne cevap veremedi "Bilmiyorum ki nerde acabaaa?" diye geçiştirdi :) Sonra klasik arabaların olduğu bölüme gittik. Allah'ım çılgına döndü Deniz, gene "Anne şu ayaba ne marka?" "Anne bu araba ne" gibi sorularla gezdik orayı da. Herşey o kadar ilgilerini çekti ki, çok mutlu oldum onları oraya götürdüğümüze. Arabalardan sonra gemilere baktık biraz derken saat 13:30 olmuş. İlgilerini çekebilecek her yeri gezdik aslında. Biraz daha büyüdüklerinde gene gitmemiz lazım. Çıkışta tekrar bi atlı karınca yaptık. Sonra arabaya bindik, Anadolu yakasına geçtik. Arabada uyudular bi güzel. Kurtköy'de Kutluhan Et Lokantası diye bi yer varmış. Oraya gittik. Ayça Hala, Cem Amca, Güran Amca, Hale Teyze, Tuna ve Bade de bize katıldılar. Yemek yedik, sohbet ettik, çocuklar parkta oynadı derken saat beşi bulmuş.          Hepimiz kalktık. Et lokantası bahçeli bir yerdi, çocuk parkı da var içinde. Dolayısıyla çocukları oyalamak zor olmadı. Kebap seven çocuklulara tavsiye ederim. Şahsen ben pek bişey yiyemedim :) Doğa ve Deniz de yiyemedi, sadece yoğurt ve karpuz yediler. Eve geldik evde yediler. Yani öğlen öğünümüz ve meyve ara öğünümüz de kaçtı. Ama çoook eğlendiler ve mutlu oldular. Değdi yani :):) Arabada eve dönerken;
Anne: Eğlendiniz mi bugün?
Doğa ve Deniz : evettt
Anne: Mutlu oldunuz mu?
Doğa ve Deniz : evettt
Doğa: Anne gene gidelim müzeye, ben çok sevdim müzeyi
Anne: oyyy gideriz tabi, sen iste yeter ki, ben de çok sevdim müzeyi.
Zamanı geldikçe farklı müzelere gideceğiz. En büyük hayalim onlarla Türkiye'nin ve dünyanın her yerini dolu dolu gezmek, bi yandan eğlenmek bi yandan beyinleri doldurmak geliştirmek. Herşeyden haberleri olsun istiyorum. İnşallah bunun için vaktimiz ve nakdimiz olur..